[Logo] T.C. Yükseköğretim Kurulu Bilgi Paylaşım Forumu
  [Search] Ara   [Recent Topics] Son Konular   [Hottest Topics] Yeni Konular   [Members]  Üye Listesi   [Groups] Ana Sayfaya Git 
[Register] Kayıt Ol / 
[Login] Giriş 
Öğretim Üyesi Maaşları
Forum Dizini » Özlük Hakları
Yazar Mesaj
Mehmetengin


Katıldı: 18/05/2012 02:19:29
Mesajlar: 5
Çevrimdışı

Akademisyenligi en guzel asagidaki linkteki yazi ozetliyor. Amerikada dr yapiyorum, dr bitmek uzere. Burda arastirma gorevlisi maasi dusuk ama yar doc olduktan sonra hayatiniz degisiyor. Yillik
70-90 dolar arasi maas aliyorsunuz vede bu maas 9 aylik. Projelerle yazinda maas aliyorsunuz. Diger haklarda cabasi.

Turkiyede dr yapmak pek birsey degistirmiyor. Bu meslek artik is bulamayanlar icin bir is kapisi haline geldi. Turkiyede de arastirma gorevliligi yaptim hocalari dersle gecinmeye zorlayan bu
politikayla hicbirsey olmaz. Hocalar bilim uretemez halde. ODTU bolumu ilk %20 de bitirenlerin cogu ozel sektorde kimse akademisyenlik dusunmuyor. Yurtdisina gelenlerde coguda yurtdisinda
kaliyor yada ozel universitelere geciyor. Devlet universiteler artik lise gibi. Meslek gurubu sadece sendikalar tarafindan temsil ediliyor onlarda ogretmenlerle es tutuyorlar.


http://www.stargazete.com/yazar/sedat-laciner/bilimsel-intihar-haber-390259.htm
Mehmetengin


Katıldı: 18/05/2012 02:19:29
Mesajlar: 5
Çevrimdışı

Ozluk haklarin iilesecegi falan yok. Bosuna ugrasmamaklazim. Hakkimizi savunacak kurum yok. Ogretmenler den daha asagida seviyede temsil ediliyor akademisyenler. Tum yeni mezun arkadaslara
tavsiyem en son bu meslegi dusunun bu kadar stress cabaya degmez.Hayatta hersey para imkan degil ama parasizda bu isin zevki ve heyacani yok.
anda41


Katıldı: 15/02/2012 18:53:32
Mesajlar: 33
Çevrimdışı

Son günlerde YÖK çalıştayları yapılıyor. Burada her nedense hiç kimse ücretlere değinmiyor. Ücret konusu sanki bir tabu..YÖK başkanı da bu konuyu ağzına almıyor.
Peki nasl olacak dünyanın en düşük ücretini alan akademisyenler nasıl dünya ülkeleri ile yarışacaklar. Türk Mücizesi mi bekliyorlar. Ufuk ta da iyileşme gözükmüyor. Benim önerim, bilimsel çalışma yapmama protestosu, hiç kimse bilimsel çalışma yapmasın...
marslanyolu


Katıldı: 18/02/2012 21:06:11
Mesajlar: 4
Çevrimdışı

Akademik elemanların özlük haklarının iyileştirebilmek için önce üniversitelerde bulunan akademisyenlerin verimliliklerinin (yabancı dil, eğitim-öğretim, bilim, araştırma, patent ve uluslararası etkileşim) gözden geçirilmesi, yetersizlerin ise ayıklanması gerekmektedir. Ayıklamanın bir yolu; tüm akademisyenlerin sözleşmeli kadroya alınarak VERİMLİLİK kontrollerinin periyodik yapılmasıdır. Çünkü Türkiye'de şu ana kadar verilen yüksek lisans ve doktora derecelerinin bir kısmının kalitesinde ciddi problemler bulunmaktadır. Bu problemli dereceleri alan bir çok kişi akademik kadroları bir şekilde (akraba, yandaş, torpil) mevzuatta ki zayıflıklardan da yararlanarak (akademik bir kılıf uydurularak) yerleşmiştir. Günümüzde bu yetersiz akademisyenler üniversitelerin etkin ve verimli bir şekilde çalışmasını yavaşlatmakta ve hatta durdurmaktadır. Devletin maaş (özlük hakları) için ayırdığı bütçe bankamatik akademisyenler tarafından tüketilmektedir. Mesleklerin özünde; verimli çalışana iyi maaş denklemi yok mudur?
anda41


Katıldı: 15/02/2012 18:53:32
Mesajlar: 33
Çevrimdışı

Vedat Bilgin: Türkiye dünyanın 20 politik gücü arasında ama üniversiteleri ilk 500'de yok
4 Haziran 2012 08:30

--------------------------------------------------------------------------------
Paylaş4

Prof. Dr. Vedat Bilgin, değişim ve dönüşüm sürecinde üniversitelerin rolüyle ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Bilgin, "Türkiye dünyanın 20 politik gücü arasında ve 16. büyük ekonomisi fakat üniversiteler ilk 500'de yok" dedi.

RÖPORTAJ: SEDA ŞİMŞEK

DARBE SÜREÇLERİNİN AKTÖRLERİ DEĞİŞİM SÜRECİNDE SESSİZ

Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vedat Bilgin, 28 Şubat sürecinde safını özgürlüklerden yana seçen ender akademisyenlerden. Editörlüğünü yaptığı "Üniversite ve Bilim" kitabı, farklı görüşlerden 27 ismin Türkiye'deki üniversite sorununa dair teşhislerine ve çözüm önerilerine yer vermiş. Bilgin ile üniversite ve bilimi konuştuk. Darbe veya müdahale süreçlerinde başat rol oynayan üniversitelerin, mesela Türkiye'nin son 10 yılda yaşadığı değişim ve dönüşümde sessiz kalması dikkat çekici. Bilgin, bu durumu, "Darbeleri ve müdahaleleri normalleştiren bir anlayış Türkiye'nin siyasal elitlerinde olduğu gibi ideolojik olarak o anlayışı paylaşan akademisyenler arasında da bir iktidar paylaşımı aracı olarak üniversitelere yansıyor. Bu iktidar içerisinde yer alanlar darbelerin üniversite içerisindeki uzantıları konumunda kaldılar. Türkiye'de demokratik değerlerin meşruiyet alanı genişledikçe onların bilim adına değil, politik bir statüyü temsil eden bir konumda kaldıkları açığa çıkıyor" sözleriyle değerlendiriyor. Ona göre bu yapının değişimi için üniversitelerin vesayetçi, bürokratik yönetim anlayışından uzaklaşması, bilimsel zihniyetin gelişmesi ve bilim adamlarının özgürlüğü hayati önem taşıyor.

* Üniversiteyi nasıl tanımlıyorsunuz?

Üniversite, yeniliği fikre, fikri teknolojiye, muhayyileyi teoriye, teoriği pratiğe dönüştürerek yeni anlayışlar ve yaklaşımlar yaratır. Bu bakımdan üniversite aslında gelişme demektir.

* Türkiye bir dönüşüm yaşıyor, bu dönüşüm üniversitelere yansıyor mu?

Türkiye dünyanın 20 politik gücü arasında ve 16. büyük ekonomisi fakat dünyanın 500 önemli üniversite sıralamasında yeri yok. Bu durum, Türkiye'deki üniversitelerin ülkenin başka alanlarındaki başarılarının gerisinde kaldığının göstergelerinden sadece birisidir. Oysa, üniversite Türkiye'nin değişimine öncülük etmeli, edemiyor.

BAŞKA YOLU YOK

* Neden?

Ülkenin her köşesinde bir üniversite olmasına rağmen, bilim zihniyetinin ve bilimsel düşüncenin, ülkemizin akademik hayatında yeterince yer bulmaması ciddi bir problem. Yeni bir üniversite anlayışına, yeni bir bilim politikasına ihtiyaç var. Üniversitelerin bilim özgürlüğünü engelleyen faktörlerden arınması gerekiyor. Üniversitelerin bilim zihniyetinin hakim olmadığı bir kurum olması demek, çağın dinamiklerinin uzağına düşmekle eş anlamlı. Türkiye bu sorunu, sanayi çağının öncesinde bir kez yaşayarak ağır bir bedel ödedi. Şimdi, bu dönüşümü gerçekleştirmek artık bir mecburiyet.

* Neden değişim ve dönüşümün temel tetikleyicisi olması gereken akademisyenler, bilim adamları statik kalmayı tercih ediyor?

Türkiye'deki bilim anlayışı büyük ölçüde 19. Yüzyıl'dan kalma pozitivist paradigmaya dayanıyor. Paradigmanın değişiminden bahsedenlerin bile, hâlâ bilimsel anlayışı pozitivizmin kalıpları içinde kavrıyor olmaları ve tartışmaları o zeminde sürdürmeleri bırakın paradigmada değişim yaşanmasını, zihni olarak bile değişimin hissedilmediğini gösteriyor.

* Değişim için önce değiştireceklerin bunu hissetmeleri gerekmiyor mu?

Haklısınız, entelektüel düzeyde bilim, sanat ve kültür dünyasının içine kapalı yapılardan uzaklaşıp, evrensel gerçekliğin içinde, kendi toplumsal gerçekliğimizi ve davranışlarımızı eleştirecek bir zihniyete sahip olmamız lazım. Entelektüel düzeyde bilimsel gelişmeyi kavrayamamış bir akademik topluluğun, bu yeni etkileşim dalgası içinde bir rolünün olamayacağı açık. Türkiye'nin üniversite eğitimi ve bilim politikasını yenileyerek bilimin üretildiği kurumları, yöntemleri ve ilişkileri yeniden ele almaktan başka bir yolu yok. Bu konuda yetersiz kalması Türkiye'nin ilerlemesini aksatacak. Üniversitelerin zaman geçirmeden kurumsal yapısı değişmeli.


ÜNİVERSİTELERDEKİ İKTİDAR BİLİMİN İKTİDARI DEĞİL

* Sizce üniversitelerde nasıl bir kurumsal yapı olmalı?

Üniversitede bilimin üstünde bir otorite olmaması gerekir, yani yönetsel bir otorite üniversitede bulunmamalı. Çünkü, bilim adamlarının hiyerarşisi, idari bir hiyerarşi değildir, bilimsel bir liyakat sistemidir. Bilim adamları özgür insanlardır ve akademisyenler arasında hiyerarşiden değil iş bölümünden, bilime yaptıkları katkıdan dolayı bir liyakattan söz edilebilir. Türkiye'deki üniversitelerin temel sorunlarından biri yönetim modelinin otoriter bir yapılanmaya sahip olması. Bu otoriter yapı üniversite içerisinde rektörleri ve yönetim kadrosunu, iktidar alanınını kullananan bir konuma taşıyor. Bu iktidar ise bilimin iktidarı değil, bütünüyle idari bir iktidar. Bilim adamları bu otoriter yapı içerisinde özgürlüklerini kaybediyor ve üniversitenin özerkliği de asla söz konusu olamıyor. Bu yapı, bilim adamlarının yaratacılığını, özgürlüklerini kısıtladıkça üniversitelere güvenlerini kaybediyorlar. Üniversite, temel fonksiyonlarını adeta zoraki yapan bir kurum haline dönüşüyor. Yeni kurumsal düzenlemelerle üniversite özgürlüğü teneffüs eden, bilimi ön plana çıkaran, liyakati ve çalışmayı niteliksel olarak değerlendiren, katılımcı bir modelde yeniden örgütlenmeli.

Rutini örgütlemeli

* Türkiye'de gerçek anlamda bilim özgürlüğü var mı?

Devlet otoritesini şu veya bu şekimde temsil eden bir organizmanın, üniversiteler üzerinde otorite kurması ciddi bir bilim özgürlüğü tehdidi olabilir. Üniversitenin dışında, özellikle devletin gücünü veya benzeri bir gücü elinde bulundurduğunu ima eden bir unsurun üniversite ile ilgili talepleri, doğrudan doğruya bilimsel gelişmenin ve özgürlüğün karşısında, o özgürlüğü engelleyen bir baskı olarak algılanabilir. İdari bir hiyerarşiyi bilim adamlarının üzerine koyduğunuz ve bunu etkili kıldığınız zaman, kaçınılmaz olarak "ünverster faaliyeti" engelleyecek sonuçlar ortaya çıkar. Üniversitede idari yapılanmanın mutlaka akademik yapılanmayı etkilemeyecek düzeyde kalması ve üniversitenin rutin işlerini örgütleyen bir faaliyete indirgenmesi gerekiyor.

İDEOLOJİK YAPILANMA BİLİM ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ORTADAN KALDIRIR

* Türkiye'de üniversiteler yıllarca bir ideolojik akım merkezi olarak görülmüş, üniversitenin ideolojisi olur mu?

Üniversiteler hiçbir ideolojik dogmanın egemen olmadığı yerlerdir ama üniversitelerde bütün ideolojiler olabilir. Üniversitenin kurumsal olarak bir ideolojisi ve üniversite örgütlenmesinin dayandığı bilimin dışında bir otorite yoktur ve olmaması gerekir. Bu bakımdan üniversiteleri belli bir ideolojiye göre örgütlemek, üniversitelerin üzerinde resmi ya da yarı resmi bir ideolojik vesayet varsaymak, öne sürmek veya buna dayanarak birtakım taleplerde bulunmak bilim özgürlüğünü ortadan kaldırır.

* Aslında, Türk tarihinde bilimsel düzeyde Batı'yı imrendirecek gelişmeler yaşanmış, sonra bugün bile telafi edilemeyen büyük bir çöküş. Bu çöküşün sebebi ne?

Bir tanesi tarihsel kaynak, imparatorluk döneminde Türk bilim hayatı büyük bir sorun yaşamış. Batı'nın skolastik çağdan çıktığı bir dönemde, skolastik zihniyet farklı kaynaklardan Türk medrese sistemine transfer edilmiş. Bir de Haçlı seferleri, Moğol istilası sırasında birden bire, akşamdan sabaha yaşanan büyük felaketler, bilim kuruluşlarının, rasathanelerin, medreselerin, kütüphanelerin yıkımı bilime büyük darbe indirmiş. 18. Yüzyıl'dan itibaren Türkiye, Batı'daki değişimi hissedip, bilim hayatında yenilikler arayışına girdiği zaman da önemli bir yanlış yapmış, üniversiteyi de Batı'daki bürokratik kuruluşlar gibi örgütlendirmeyi amaçlamış. Batı'da bilim kuruluşları, üniversiteler tıpkı dini yapılar gibi özerk yapılar üzerinden örgütlenmiştir. Devletin bilime desteği ile bilim kuruluşlarının vakıf temelli örgütlenmesi çoğunlukla birbirine karıştırılmış. İmparatorluk döneminde yapılan bu yanlışlar Dâr-ül Fünûn üniversiteye dönüştürülürken devam ettiği gibi, cumhuriyet döneminde de değiştirilmemiş.

Yeni Çağ ile Batı’da bilim zihniyeti uyandı

* Batı'da nasıl olmuş?

Batı'da bilimsel gelişmenin 2 önemli kaynağı var. Doğu ve Batı uygarlıkları devresel olarak biri yükselirken diğerinin düşüş yaşadığı tarihsel dönemlerden geçtiler. Doğu uygarlığının yükseldiği, Batı'nın gerilediği dönem, Batı için "karanlık çağ" denilen dönemdir. Bu dönemde Batı tam anlamıyla Saint Augustine'den Batlamyos'a uzanan bir bilim ve düşünce anlayışı olarak skolastik zihniyete teslim olmuştur. Doğu'nun yükselişini uzun süre içine kapanarak savuşturmaya çalışmış, Türkler Avrupa içlerine kadar ilerleyince Doğu'dan aldıkları kültürel ve metodolojik imkanları kendi zihniyetlerini değiştirmek için kullanmışlar. Unutmayalım ki Bacon, Endülüs üzerinden gelen bilgilerle öğrendiği yeni metodolojiyi, yani eşyanın bilgisine nüfuz etmeyi sağlayan yönetimi benimsediğinde kilise babaları Bacon'ı "Müslüman oldu" diye suçlamışlardır. Endülüs ve İstanbul'un fethi Batı'da değişimi başlatmış, 2 medeniyet arasındaki etkileşim "Aydınlanma dönemi" yani Yeni Çağ ile birlikte Batı'da bilim zihniyetinin uyanışına yol açmıştır.

Üniversiteler neyi temsil ettiklerin ibilmeli

* Türkiye şimdi nerede duruyor?

Bugün Türkiye toplumsal, ekonomik ve siyasal dinamikler açısından kapalı toplumdan açık topluma geçiyor. Üniversiteler bilimsel bilgi, teknoloji üreterek ve bir insan yetiştirme düzeniyle bu değişime öncülük yapmalı. Maalesef sorun da burada düğümleniyor. Türkiye'de toplumsal süreç hızla açık topluma doğru dönüşürken, ekonomi de siyaset de bu başarılırken, üniversitenin buna yeterince katkı yapamaması hatta bu dönüşümün gerisinde kalması ciddi bir sorun.

* Bilim, üniversite ve demokrasi arasında nasıl bir ilişki var?

Bilim ancak özgür ortamlarda yapılır. Türkiye'deki üniversitelerin sorunu bir anlamda Türkiye'deki demokrasinin kaderi ile kesişiyor. Bizdeki üniversite sisteminin baskıcı bir niteliğe sahip olması bütünüyle anti demokratik dönemlerin, anti demokratik uygulamaların kalıntısı. YÖK düzeni, 60'da, 71'de ve 12 Mart'ta üniversitelerde yaşanan tasfiyeler bütünüyle bilim hayatına zarar veren, üniversiteyi resmi ideolojinin baskısı altında tutan bilim zihniyetine aykırı uygulamalardı. 12 Eylül yönetimi, üniversitelerin sadece otoriter bir kurum olmasını yeterli görmemiş, yaptığı düzenlemelerle üniversiteleri emir-komuta zinciri içerisinde işleyen bir çeşit militer kuruma dönüştürmek istedi. Türkiye'de demokrasinin güçlenmesi üniversitelerin geleceği açısından bir imkândır ama üniversitelerin içinde bulunanların da neyi temsil ettiklerini bilmeleri gerekir.

Scene_34


Katıldı: 01/02/2012 15:54:05
Mesajlar: 19
Çevrimdışı

Sayın YÖK Başkanı, Türkiye'de üniversitelerin ve akademisyenlerin içine düşürüldüğü trajikomik durumu bütün dünya biliyor ama nedense YÖk ve Hükümet duymamazlıktan geliyor. Türbanla ilgili bir sorun olsun dünyayı ayağa kaldırırlar. Ama ücret konusunu duymamazlıktan geliyorlar. Geçen bölümümüze Almanyadan hocalar geldi onlarda Türkiyedeki akademisyenlerin sefalet ücreti aldıklarını biliyorlar. Tek kelimeyle akademisyenler madaraya dönüşütürüldü. Bizim fakültede hiç kimse bilimsel çalışma yapmıyor. Gerçi yapmanın da bir anlamı yok. Bir ülkede ömrünü bilime adamak bu iş için kendini yıpratmak bir enayiliktir. Bu meslekten nefret eder hale geldik. Sayın YÖK Başkanı YÖK reformu yapmayı düşünüyorsunuz ama bilimadamı bunun neresinde..
buyukbas


Katıldı: 01/02/2012 14:23:07
Mesajlar: 40
Çevrimdışı

http://www.memurlar.net/haber/240262/

Memur gerçekte (-) zam aldı...

680 liralık maaşHakem Kurulu kararına göre memura 2012 yılında yüzde 4+4 zam verilecektir. Ancak 2012 yılı enflasyonunun da altı aylık dönemlerde yüzde 4'ü aşacağı herkes tarafından ifade edilmektedir. Enflasyon zam miktarını aşarsa, aşan kısım kadar fark verilecektir. Örneğin yılın ilk 6 ayı için enflasyon yüzde 5 çıkmış ise memura Temmuz ayında yüzde 1 zam daha verilecektir. Verilecek bu fark zammı dahi enflasyon oranında olduğu için memur gerçekte 2012 yılında hiç zam almamış olacaktır. Üstelik vergi diliminden dolayı maaşında reel olarak artma değil azalma meydana gelecektir.

Aşağıda bir ziyaretçimizin KİT personeli için yaptığı vergi matrahına dair açıklama yer almaktadır. KİT personelinin aldığı ücretin bir çok unsuru gelir vergisine tabidir. 2012 yılının başından itibaren maaşları sözleşme ücreti ile belirlenen kariyer meslekler ve üst düzey personelin maaşlarının önemli bir kısmı da (Ücretler gelir vergisine tabi ama tazminatlar değil) gelir vergisine tabidir. Memurlar da ise daha az sayıda maaş unsuru gelir vergisine tabidir. Bu çerçevede, KİT personeli, üst düzey personel ve kariyer meslek mensupları 3 veya 4. aydan itibaren memurlar ise 6 veya 7. aydan itibaren bir üst vergi dilimine girecektir. Bu da gelir vergisi kesintisi yapılan maaş kalemlerinde yüzde 5'lik azalma anlamına gelmektedir. Diğer taraftan bazı kamu personeli Kasım ayından itibaren yüzde 27'lik vergi dilimine girecektir. Yani maaşları Kasım ayında toplamda yüzde 12 azalacaktır. Bu nedenle, memur maaşlarında reel anlamda zam değil azalma meydana gelecektir.

Vergi Matrahında Adaletsiz Uygulama

Bilindiği gibi Kamuda çalışan Personellerin Maaşlarından Gelir Vergisi stopajı kesilmektedir.

2012 Yılı Ücret Gelirlerine Uygulanacak Gelir Vergisi Oranları

10.000 TL kadar %15

25.000 TL sinin 10.000 TL si için 1.500 TL, fazlası için %20

58.000 TL sinin 25.000 TL si için 4.500 TL, * fazlası için %27

58.000 TL sinden fazlasının 58.000 TL si için 13.410 TL, ** fazlası için %35

Kit lerde çalışan 399. Sayılı KHK tabi çalışan personellerin aylık Vergi matrahlarının yüksek olmasından dolayı yılın ilk dördüncü ayından itibaren bir üst vergi dilimine girmesi sonucu %5 eksik maaş almaktadırlar.

Örnek; Kit lerde çalışan 399. Sayılı KHK tabi çalışanlardan

Kadrosu Brüt Ücretler Toplamı Net Ödenen Aylık Vergi Matrahı Üst vergi dilimine geçtiği ay Fazladan ödediği vergi Fazladan ödediği verginin Net maaşa oranı %

Memur 2.645,11 2.195,00 2.079,97 5 104,00 5,00

Şef (y.o) 3.428,43 2.892,75 2.535,60 4 126,78 5,00

Yukarıda örnekte görüldüğü gibi 399. Sayılı KHK tabi çalışanlar en geç 4. ve 5. aylarda bir üst vergi dilimine girmekte Ocak ayı zammı %5 in altında olması halinde 4.aydan 7.aya kadar (2.yarı yıl zammı) fazladan kesilen vergi kadar maaşları eksiye gitmektedir..

657 Sayılı Yasaya tabi çalışanların büyük çoğunluğu ise 8.veya 9.ayda bir üst vergi dilimine girerek Maaşlarından %5 daha fazla vergi kesinti olmaktadır.

VERGİNİN YANSIMASI

a) Yansıma Şekilleri. İleriye doğru yansıma: kısmen yada tamamen ileriye doğru yansıma, üretici yada mal ve hizmet satışını yapan kimselerin ödemiş oldukları vergiyi mal ve hizmetlerin satış fiyatına ekleyerek alıcıya devretmesi şeklinde gerçekleşir.

b) Çapraz Yansıma: Talep elastikiyeti düşük olan, temel gıda maddeleri ve tekel ürünleri gibi malların üzerine konulan bir vergi kolaylıkla fiyata eklenerek alıcılara yani ileriye doğru yansıtılabilir, buna karşılık talebi esnek olan bir malın üzerine konulan bir verginin ileri doğru yansıtılması pek kolay olmaz. Zira vergi dolayısı ile fiyatı yükselen mala karşı olan talep azalır. Bu yüzden ileriye doğru yansıma bazen vergi konusu malların fiyatının yükseltilmesi ile değil de başka malların fiyatının yükseltilmesi ile gerçekleşir ki buna çarpraz yansıma denir.

c) Geriye doğru yansıma: Satılan alınan mal ve hizmetlerin fiyatı düşürülerek vergi yükü malı satanların üzerine doğru devredilmeye çalışılır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki yansımanın bu şekli daha çok işletmelerin kendilerinin satın aldıkları faktörlerin fiyatının düşürülmesi şeklinde gerçekleşir. Tüketiciler açısından geriye yansıma oldukça güç bir iştir.

d) Kanuni ve fiili yansıma :Kanun koyucu vergiler ile ilgi düzenlemeleri yaparken verginin yükümlüler tarafından başkalarına devrini öngörmüş olabilir bunun sonucu olarak gerçekleştirirken yansımaya kanuni yansıma deniri Örneğin:; KDV vergisinde mal ve hizmet satışını yapanlar kanuni yükümlü olarak nitelendirilen tüketiciler vergi taşıyıcısı yada yüklenicisi olarak nitelendirilmektedir. Bazı hallerde kanun koyucu açık bir şekilde öngörmediği halde yasal yükümlü tarafından ödenmiş olan bir vergi çeşitli yollardan başkalarına devredilmektedir. Bu suretle oluşan yansımaya fiili yansıma adı verilir.

Ticaretle uğraşanlar Geliri artarak Bir üst vergi dilimine girdiği takdirde yukarıda izahı yapılan Yansıtma modelleriyle üzerine binen vergi yükünü yansıtmaktadırlar. Oysaki Ocak ayında ilk maaşını alan personelin ücreti Temmuzda yapılacak Maaş zammına kadar hiç artmadığı halde 4. ve 5. aylarda fazladan %5 lik daha sonra 9.ve 10.aylarda ise bir üst vergi Matrahı olan %27 lik dilime girerek %12 lik fazladan vergi yükü ile maaşları erimektedir. Netice olarak Yüzde oniki maaş zammı verilmiş olsa bile Zam yapılmamış etkisi gösterecekti.

M.Lütfi AYTUĞ
anda41


Katıldı: 15/02/2012 18:53:32
Mesajlar: 33
Çevrimdışı

YÖK Başkanı: İdari memurlar dahi akademisyenden daha fazla maaş alıyor
8 Haziran 2012 07:34

--------------------------------------------------------------------------------
Paylaş62

Çetinsaya, daha fazla öğrencinin doktora yapması için kontenjanları artıracaklarını açıkladı.

Öğretim üyesi zaafı

TBMM Üstün Yetenekli Çocukları Araştırma Komisyonu’na YÖK Başkanı Prof. Dr. Çetinsaya ve YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Şişman, Üstün Yeteneklilerin Eğitimi konusunda sunum yaptı.

Türkiye’deki öğretim üyesi eksikliği sorununu endişe verdiğini belirten Çetinsaya, nitelikli öğretim üyesi olmadığı için Türkiye’nin ihtiyaçlarına yanıt verebilecek yeni lisans, yüksek lisans programlarının açılamadığına dikkati çekerek, “Üniversiteyi bitirmiş gençlerimizi doktoraya yöneltemiyoruz” dedi.

Memur daha çok alıyor

Öğretim üyesi yetişmesi konusunda, öğrencilerin gerek Türkiye’de gerekse de yurtdışında yüksek lisans ve doktora yapması konusunda teşvik edilmesi için çalışma başlattıklarını ifade eden Çetinsaya, “Bugün Türkiye’de öğretim üyesi yetersizliği nedeniyle doktora düzeyinde eğitim yapılamayacak alanlar var. Bir zaaf var ve bu zaafı kapatmak için çalışıyoruz” diye konuştu. Akademisyenlerin özlük hakları ve maaş konusundaki sıkıntılarına da dikkati çeken Çetinsaya, “Fakültelerdeki idari memurlar bile akademik personelden daha fazla maaş alıyor. Akademisyenlerin ücretleri sürekli geriliyor. 17 yaşındaki 22 yaşındaki gençlerden bahsediyoruz. bin 800-bin 900 TL maaşla iş yaparlar mı?” dedi.

YÖK kurulduğunda 28 üniversite olduğunu, bu sayının bugün 170’e vardığını söyleyen Çetinsaya, “YÖK’e üniversitelerden her ay 10 bin evrak giriyor. 900 bin kontenjan birer birer tespit ediliyor. Sistem artık işlemiyor. Yapılacak şey yeni, çağdaş bir düzenlemeyle belli bir olgunluğa erişmiş üniversitelerimize yetkileri verip ihtiyaç olan alanlarda kolayca programlar açma ve öğretim üyesi yetiştirme yetkisi verilmesi ve çıktı denetimi yapılması” diye konuştu
demirtas


Katıldı: 05/03/2012 14:15:53
Mesajlar: 11
Çevrimdışı

http://www.memurlar.net/haber/241438/
YÖK başkanımız ilk kez akademisyenlerin maaşı konusunda konuşmuş. Kendisine çok teşekkür ediyoruz, bu konudaki gayretlerinin devamını diliyoruz.
anda41


Katıldı: 15/02/2012 18:53:32
Mesajlar: 33
Çevrimdışı

AKP’li ELİTAŞ; gözüyle öğretmen ve akademisyen!
06 Aralık 2011 22:54
3 yorum AKP grup başkan vekili ELİTAŞ; “kardeşim; doçent 2400 TL. , öğretmen 1800 TL. alıyormuş, ne iş yapıyorlar? Daha ne verelim? Git git gel. Beğenmeyen başka iş yapsın .” Eşit işe eşit ücrette bir yanlışlık olmadığını, öğretim elemanlarının ve öğretmenlerin kamuda başka kurumlarda emsallerinin olmadığı için 652 ve 666 sayılı KHK ‘ler deki düzenlemelere dahil edilmediklerini belirtti.

30.11.2011 tarihinde Türk Eğitim – Sen Genel Merkez yöneticileri, Ankara şubelerinin Yönetim Kurulu Üyeleri ve çok az sayıda üyenin katılımıyla T.C. Maliye Bakanlığı önünde basın açıklaması yapıldı, akabinde bordro yakma eylemi gerçekleştirildi. Şube başkanları, grup başkanları ile görüşmelerini yapmak üzere TBMM’ye geçtiler.
MHP Grup Başkan vekili Sayın Oktay VURAL; konunun önemine dikkat çekerek, bütçe görüşmeleri sırasında konuyu gündeme getireceklerini ve çözümün takipçisi olacaklarını belirtti. Heyetimizce teşekkür edilerek görüşme son buldu.
AKP Gurup Başkan vekili sayın Mustafa ELİTAŞ; heyetimizi dinleyip, bilgilendirme dosyasını aldıktan sonra, konuda bir yanlışlık olmadığını, öğretim elemanlarının ve öğretmenlerin kamuda başka kurumlarda emsallerinin olmadığı için 652 ve 666 sayılı KHK ‘ler deki düzenlemelere dahil edilmediklerini belirtti.

Heyetimiz de; görev ve kadro itibarıyla eğitimcilerin kamuda üniversiteler ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okulların dışında başka kurumlarda emsallerinin olamayacağını, fakat emeklerinin ürünü olan meyvelerinin her meslek gurubunda kamuda yer aldığını, mezun ettikleri öğrencilerden, unvan, kadro ve derece olarak daha üstte olmalarına rağmen, ciddi oranlarda düşük ücretlerle hizmet ettiklerini, kamudaki en düşük ücretlere mahkum edildiklerini belirterek, fazla değil herkese yapılan oranlarda iyileştirmeler yapılması gerektiğini vurguladı.

Sayın ELİTAŞ; kamuda 3.5 milyon çalışan olduğunu, bu rakamın çok fazla olduğunu en az yarısının çıkartılması gerektiğini belirtti. Partilerinin bütçe çalışmalarının tamamlandığını, yeni eklemeler yapılamayacağını, ancak ücretleri düşürme yetkilerinin olduğunu belirterek, kardeşim; doçent 2400 TL. , öğretmen 1800 TL. alıyormuş, ne iş yapıyorlar? Daha ne verelim? Git git gel. Beğenmeyen başka iş yapsın .

Demesinin üzerine , görüşmedeki ortam gerildi.



Heyetimiz; sayın başkan, eğitimcilerin neler yaptığı toplumda gayet iyi bilinmektedir. Ayrıca almış oldukları unvanlar kişisel emeklerinin ve başarılarının sonucu elde ettikleri uluslar arası geçerliliği olan akademik unvanlardır. Yeni açılan üniversitelerle birlikte tüm yetkililer acilen 100.000 akademisyen açığından ve ihtiyacından bahsederken, böyle bir sözü nasıl söylersiniz ? Diğer kamu kurumlarında uzmanlar 3000-5000 TL. arası ücretler alırken eğitim kurumlarında emsal kadrolarda bulunan uzmanlar 1800TL. , Doçentler 2400 TL. , öğretmenler 1400-1700 TL. ücret almaktadır. Durum çalışma huzurunu bozduğu gibi Kamu vicdanını da rahatsız etmektedir. Ülkemizin yönetim kadroları olarak sizleri rahatsız etmediği açık. Sizin şahsi görüşleriniz olduğuna inanıyoruz. Maddi konuların, bilimsel çalışmaların ötesinde eğitimciliğimizin herkes üzerinde başarı göstermediğini de tekrar gözden geçireceğiz !

Sayın ELİTAŞ; istek ve önerilerimizi partilerinin yetkili organlarına taşıyacağını belirterek, bir çözüm yolu bulmaya çalışacaklarını belirtti.

Heyetimizde, görüşmenin hayırlara vesile olması temennisinde bulunarak ayrıldı.

Sonuç olarak; yapmış olduğumuz ziyaretler, kamuoyu oluşturmaya ve bilgilendirmeler yaparak çözüm için girişimlerin başlamasını sağlamaya yöneliktir. Görüşmelerden edindiğimiz intiba, KHK ‘ yi hazırlayanların uygulamada ne gibi sıkıntıların oluşacağından pek de haberlerinin olmadığı ve yeterince hazırlıklı olmadıkları yönünde. Yaptığımız işlerin doğru olduğu inancıyla 05.11.2011 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Sayın Lütfi ELVAN, TBMM Milli Eğitim Komisyon Başkanı Sayın Nabi AVCI ile 08.11.2011 tarihinde randevularımız doğrultusunda görüşmelerimiz devam edecektir. Çalışmaların beklentileri karşılayacak sonuçlara vesile olması temennisiyle.
kaynak:tes genel merkezi

zaykın


Katıldı: 03/07/2012 09:18:46
Mesajlar: 1
Çevrimdışı

Sayın Yök başkanım. Öğretim üyelerinin ücretlerinde çok ciddi iyileştirme gerektiğinin belirtmişsiniz. Tıp fakültesi Temel bilimlerde görevli bir uzman doktor, bir üniversite doçenti olarak aldığım maaş ek ödeme ile birlikte 2800 TL. Üniversite hocalarını bu durumdan kurtarmak YÖK yeni yapılanmasındaki düzenlemelerin hayat bulması için yapılması gereken ilk icraat olmalıdır. Aksi halde artık bitme noktasına gelmiş, motivasyon dışında, hayata dair umudu kalmamış öğretim üyeleriyle hiçbir sonuç alınamaz.
ssayar


Katıldı: 01/02/2012 22:56:05
Mesajlar: 1
Çevrimdışı

Öğretim elemanı maaşlarının oldukça düşük olduğu çok açık. Ama öğretim elemanları bunu ne kadar dile getirebiliyor? Her platformda bunu dile getirmek zorundayız.
ekremcen


Katıldı: 02/03/2012 14:47:06
Mesajlar: 4
Çevrimdışı

Bence maaşlarımız çok iyi. Allah'a şükredin. Kendinizden kötü durumda olanlara bakın biraz da. Bilimsel olarak ne buldukta ücretimizin artmasını istiyoruz. Performansa göre ücret alınsa bak nasıl çalışırız.
dr.hamdi


Katıldı: 18/02/2012 18:13:20
Mesajlar: 25
Çevrimdışı

ekremcen nikli arkadaşa sormak gerek, bu kadar yorumu okuduktan sonra bu sonuca mı vardın? burada bir adaletsizlik, haksızlık dile getiriliyor. Madem Allah diyorsunuz, haksızlık ve adaletsizliği haşa Allah mı emretmiş ki buna şükrediyorsunuz. Lütfen daha bilimsel, akılcı bir yaklaşımla ve olayları saptırmadan goruslerimizi dile getirelim.
devletin imkanları vardır, o ölçüde memuruna maaşını verir. buna kimsenin itirazı yok. burada isyan edilen konunun memurlar arasındaki maaş dengesizliğidir. madem devletin imkanı yok, X meslek grubu akademik meslek grubundan daha dusuk ucret alması gerekiyorken neden o gruba daha fazla ucret edeniyor da akademisyenler kendi okullarındaki idari personelden bile daha dusuk maaş alıyor. bir polis memuru, bir müezzin, bir yuksek okul sekreteri nasıl olurda bir yrd. doc. dr. dan daha fazla maaş alır. bu Allah ın emri değil ki O na şükredelim. bu devleti yonetenlerin kararı. Aslında işin o kadar farklı ve can alıcı boyutları varki, mesela Katar devletinin akademisyenliği özendirmek, bilimselliği artırmak, başarılı akademisyenler ve mezunlar yaratmak adına yaptıklarını bilseniz Türkiyedeki bu uygulamayı bırakın savunmayı utancınızdan ve kahrınızdan yerin dibine girmeyi tercih edersiniz. Mesele, akademisyenlerin maaşlarını düzeltmek değil, mesele bu ülkenin geleceğinin üniversitelere bağlı olduğunu anlamakta. çalışmayan, üretmeyen akademisyenler varsa maaşlarına şükredip oturmaya devam edebilirler. bu yaz dönemini ABD de üniversitede araştırma yaparak geçirdim ve buradaki uygulamayı, ABD nin nasıl ABD olduğunu yakından gördüm. sayın ekremcen in yazısında tek katıldığım nokta performansa dayalı sistemin getirilmesi. o zaten yıllardır söyleniyor ama çıt yok. bu anlayışla biz kendimizi kandırmaktan başka bir iş yapmış olmayız.

buradan çözüm bulacak makam ve mevkide olanlara sesleniyorum. ister çözün ister çözmeyin, aynı geminin yolcularıyız...
20 yıl sonra da pkk ile mücadele etmek için (inşallah bütün terör belalarından kurtuluruz buna gerek kalmaz) amerikadan yeni nesil silahları kiralarsınız, nükleer santralleri yapmak için rusya-abd-çin, g.kore ... ya çağrıda buunursunuz, köprüleri japonlara yaptırırsınız olur biter.

selamlar
VatandasinBiri


Katıldı: 10/08/2012 11:22:07
Mesajlar: 4
Çevrimdışı

1.derecenin 4. kademesinde üniversitede akademik uzmanım ve Temmuz maaaşım 2.280 Tl..

aynı kurumda 2 yıllık meslek okulu mezunu teknisyen arkadaşımın maaşı (üstelik 2. derece) 2.330 TL...

Oysa 10 yıl önce akademik uzman maaşı bir ünv daire başkanı maaşı ile aynıydı.

Son 10 yılda Doç. ve Prof. dışındaki akademik personel resmen

maaş skalasında diplere doğru itildi.

Akademik Uzman kadrosu maaş açısından kurumdaki arkadaşlar arasında espri konusu haline geldi.Biraz daha okusaydın da tekniker olsaydın diyorlar
 
Forum Dizini » Özlük Hakları
Git: