[Logo] T.C. Yükseköğretim Kurulu Bilgi Paylaşım Forumu
  [Search] Ara   [Recent Topics] Son Konular   [Hottest Topics] Yeni Konular   [Members]  Üye Listesi   [Groups] Ana Sayfaya Git 
[Register] Kayıt Ol / 
[Login] Giriş 
Doçentlik Sınavı
Forum Dizini » Görüş ve önerileriniz
Yazar Mesaj
garip


Katıldı: 01/02/2012 18:49:40
Mesajlar: 7
Çevrimdışı

Duyduğuma göre indeksli dergilerde istenen makale sayısı artırılacakmış? Doğrusu biz bu hıza nasıl yetişeceğiz doğrusu bilemiyorum? Her yakalama arefesi bir üst tarifeye yakalanıyorum Herhalde pes edeceğim. Siz bu konuda ne derseniz? Her üniversitenin alt yapı imkanları bir mi? Örneğin, batıdaki X ve doğudaki Y üniversitesi. İmkanlar nasıl eşit değil ise yarış da ona göre olmalıdır. Skorlar ile bu kadar ilgilenmenin aceba neye faydası var? Ülkenin yurt dışında yayınlanan makale sayısını sadece Yrd.Doç. ler mi artıracak. Bu yükün dengeli ve eşit paylaşılması gerekmez mi? Bütün öğretim üyeliği kadroları sözleşmeli olsun, herkes asker olsun, general sayısını azaltalım. Ayağını denk al, doçentlikte jürine çıkarım, ben çıkmasam da arkadaşıma hesabını gördürürüm gibi tehditler yerine; herkes enerjisini pozitif olarak kullanacaktır diye düşünüyorum.
cuneyt


Katıldı: 01/02/2012 12:57:29
Mesajlar: 2
Çevrimdışı

Doçentlik sınavı yükseköğretim sisteminin sorunlu noktalarından biri. Başvuru ve değerlendirme aşamalarının uzunluğu, kriterlerdeki muğlaklık, sınav yapısının subjektifliği vb.. bir çok
sorun doçent adaylarını bıktırmaktadır. Derhal sisteme neşter vurulmalı ve özellikle subjektifliği ortadan kaldıran adımlar atılmalıdır. Bunun için benim önerim;
1) Sözlü sınav kaldırılmalı
2) Kriterler yorum gerektirmeyecek kadar açık ve ojektif olmalı.(ne kadar citation index, ne kadar ulusal yayın doktora sonrası geçirilemsi gereken süre vb....)
3) YÖK ulusal dergi indeksi oluşturarak dergileri denetlemeli böylece hakemlik sürecinin doğru düzgün işlemesi garanti altına alınmalı ve yayınların tekrar jürilerce içerik olarak
incelenmesine gerek duyulmamalı...
garip


Katıldı: 01/02/2012 18:49:40
Mesajlar: 7
Çevrimdışı

Bu forum için öncelikle YÖK başkanımıza ve emeği olanlara canı gönülden teşekkür ediyorum. Daha önce üniversitelerden istenen görüşlerin alt komisyonlarda eritildiğini ve güme gittiğini görüyorum. Bu formu bu bakımdan önemli bir fırsat olarak değerlendiriyor, hayal kırıklığına uğramamayı ümit ediyorum. Herkese selam ve saygılar.
Selami SERHATLIOĞLU


Katıldı: 01/02/2012 15:54:04
Mesajlar: 6
Çevrimdışı

Merkezi Doçentlik Sınavları Kaldırılmalıdır.
Merkezi Doçentlik Sınavı uygulamada bir sürü adaletsizliklerin yaşandığı kendine özgü, apayrı, farklı, tuhaf ve gelişmiş ülkelerin hiç birinde örneği bulunmayan bir “unvan sınavı” dır. Doçentlik; öğretim üyeliğinin akademisyenliğin tam ortasında bir basamaktır. Doçentlik unvanının bir altı yardımcı doçentlik, bir üstü ise profesörlüktür. Her ikisinde de böyle bir sınav yoktur. Sadece kadro ilanı şartı ile her üniversitenin kendi yönetmeliğindeki belli kriterlerin göz önüne alındığı atamalardır.
Yardımcı doçent, Doçent ve Profesörlüğe yükseltme ve atanma aynı prosedüre tabi tutulmalı ve Merkezi Doçentlik sınavlarına son verilmelidir. Şimdiki sistemde yardımcı doçent ve profesörlüğe yükselme ve atanma nasıl yapılıyorsa, Doçentliğe yükseltme ve atanma da aynı şekilde olmalıdır.
34uk43ist


Katıldı: 06/02/2012 20:20:43
Mesajlar: 3
Çevrimdışı

Gerçekten önemli bir konu. Yılda iki defa başvuru yapılabiliyor. Ve Eylül ayında bir karar çıkarıp bundan sonra şu şartlar diye yeni şartlar getirilebiliyor. Ve öyle bir şart geldi ki Mühendislik başvurularında; SCI dergilerinde (Expanded olmyan dergide) bir tane yayın istiyor. Tam anlaşılamamakla beraber bu yayın tek yazarlı olması istenmektedir. Bir SCI yayının ne kadar sürede kabul olup basılacağı aşağı yukarı bellidir. Tam bu şartı sağlamışken başka şartın gelmeyeceği de belli değildir. Keşke bu şartlar zaman zaman değilde rutin aralıklarla değiştirlsede akademisyenlerde ona göre hazırlık yapsalar daha iyi olacağı kanaatindeyim. saygılaımla
Selami SERHATLIOĞLU


Katıldı: 01/02/2012 15:54:04
Mesajlar: 6
Çevrimdışı

Doçentlik imtihanı öğretim üyelerini aşağılayıcı bir mahiyet arz etmektedir. Bilgi ölçme imtihanları öğrencilik dönemlerine aittir. Doktora sınavlarını geçmiş, bir tez yazıp sunmuş ve sunum esnasında sözlü sorulara cevap vermiş, konusunda yayınlar yapmış ve yıllarca üniversitede ders vermiş bir bilim insanını tekrar bir şamar oğlanı gibi imtihana tabi tutmak bir tacizdir, hakarettir ve ilme ve mesleğe hürmetsizliktir. Eğer belki bildiklerini unutmuşlardır diye düşünülüyorsa o zaman tüm öğretim üyelerini belli aralıklarla imtihandan geçirmek gerekir. Doçent adaylarını aşağılayıcı mahiyetteki bu imtihan uygulamasından vazgeçilmeli ve doçentlik unvanı, aynen profesörlük gibi, performansa dayalı olarak belli kriterleri sağlayan adaylara izzetlerini rencide etmeden verilmelidir. (Prof.Dr. Yunus ÇENGEL )
kimyacı29


Katıldı: 09/02/2012 11:32:17
Mesajlar: 2
Çevrimdışı

2001-2008 tarihleri arasında yapılan KPDS sonuçları geçerli değildir. bunun nedenini anlayamıyorum. neden bu yıllar. neden öncesi ve sonrası değil.
asrü


Katıldı: 04/02/2012 21:34:10
Mesajlar: 6
Çevrimdışı

Nisan 2012’de geçerli olacak Doçentlik kriterleri ile ilgili yeniden bir çalışma başlatılmış. Nisan’da eski kriterler mi geçerli olacak? Bilgisi olan varsa lütfen paylaşsın. Her ne olursa olsun bu kriterlerin yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Özellikle başlıca yazar kavramının. Sonuç olarak bizden SCI kapsamına giren makale isteniyorsa, nasıl olacakta herhangi bir uzman kişinden veya hocadan yardım almadan böyle bir çalışma yapılacak. Sonuç olarak bu tip çalışmalar disiplinler arası ortak çalışma ile ortaya çıkmaktadır. Burada başlıca yazar kavramının ilk isim olarak gündeme gelmesi gayet uygun olur bence. Ayrıca bu makalelerin doktora sonrası olması da çok ilginç. Eğer bir öğrenci doktora sırasında çok başarılı ise bence bununda hakkının yenmemesi lazım. Ayrıca bu yeni kuralların yurt dışına burslu gitme olayınıda tamamen ortadan kaldıracağı unutulmamalıdır. Çünkü eğer asgari koşulları sağlamak için tek yazarlı veya başka doktora derecesi olan kişilerin yazar olmayacağı çok yazarlı makaleler aranıyorsa, kişi direkt olarak yurt dışına gitmek istemeyecektir. Peki bu noktada çözüm nedir? Benim kanaatime göre, ister lisansüstü tezlerden olsun isterse de doktora sırasında olsun makale sayısı sınırlaması getirilebilir. Sağlık alanında kullanılan kriterler gibi. Başlıca yazar olayıda son derece basit. İLK İSİM VEYA CORRESPONDING AUTHOR OLMAK. Bu arada Nisan’da belli olacak kriterleri dört gözle bekliyoruz.
tarikvural


Katıldı: 01/02/2012 20:20:32
Mesajlar: 1
Çevrimdışı

mevcut hali ile doçentlik sınavının götürülemeyeceği aşikar gibi görünüyor. bende yapılmış bir öneriye destek vermek istiyorum. doçentlik kadroları da tıpkı yardımcı doçentlik ve profesörlük kadroları gibi üniversitelere devredilmelidir. zaten zımnide olsa uygulama bu şekilde. üniversitelerde doçentlik kadrosuna atanmak için ÜAK dan doçentlik ünvanını almanız yeterli olmuyor. birde üniversitenizin size doçentlik kadrosu vermesi lazım. akademik hayatta üniversitedeki kadrosu yardımcı doçent olan doçentler hatta araştırma görevlisi kadrosunda doçentler görebiliyoruz. bu sıkıntıların önüne geçmenin yolu bencede doçentlik kadrosunu genel çerçeveyi ÜAK ın çizmesi kaydıyla tamamen üniversitelere bırakmak.
doç. adayı


Katıldı: 09/02/2012 03:21:35
Mesajlar: 2
Çevrimdışı

Daha önce üniversitelerden kriterler hakkında görüşler istendi, yazdık yolladık. Ulaştırıldı mı belli değil, ama ulaştırıldı ise bile dikkate alınmadığı kesin. Doç.luk için başvuru kriterlerinin kesinlikle adil olarak belirlenmesi şart. Yani sadece şu kadar SCI yada SCI-Exp yayın olması şartı yanında, hali hazırda Yard. Doç. kadrosunda olanlara haksızlık ediliyor. Herhangi bir Araş.Gör.Dr. yada Öğr.Gör.Dr. pat diye başvurusunu yapabiliyor. Halbuki üzerlerinde bölümle ilgili (ders yükü, yüksek lisans/doktora öğrencisi yetiştirme, sınav yapma/değerlendirme vs. gibi) yükler yok. Haliyle sadece kendi yayınlarına konsantre oluyorlar. Nasıl ki Doç. olduktan sonra 5 sene bekleniyor Prof. olmak için (Üniv.'lere göre değişebilir), aynı şekilde Dr. ünvanını aldıktan sonra da Yard. Doç. kadrosunda olmayanlar için buna benzer bir süre beklenmesi lazım gelir diye düşünmemek elde değil. Daha dün dersinizde asistanlık yapan kişi, bugün Doç oluvermiş. Bu haksızlık değilse, nedir?
mcapar


Katıldı: 10/02/2012 12:00:09
Mesajlar: 13
Çevrimdışı

Üniversitelere akademik (ve hatta temizlikçisinden rektörüne kadar) personel atama şekli vardır ki içler acısıdır. Bunun doçentlikle ilişkisi şöyledir: Bilindiği gibi üniversitelere akademik personel "seçilerek" alınır. Araştırma görevlisi, yardımçı doçent gibi aşamalardan çoğu zaman hızla geçildikten sonra doçentlik sınavına girilir. Ne yazık ki doçentlik öncesi atamalarda da "bilimsel ölçüt" yerine "bizimsel ölçüt" tercih edildiğinden adayların gerçek anlamda bilimsel formasyona salip olup olmadığı önemsenmez ve bu adaylar şanslılarsa (ki genellikle bu aşamada da şansları yaver gider) birkaç yayınla puanı tutturduklarında doçent oluverirler. Sonra bu kısır döngü devam eder.
Bütün bunların temelinde, eğitim-öğretim YÖK, ÜAK ve bunların bağlı olduğu kurumlar var. Köklü bir değişiklik olmadığı sürece bunu böyle sürüp gideceği açık. Öyleyse ucundan değişiklikler akademinin ve akademisyenlerin köklü sorunlarını çözemez! Yüksünmeden, alınmadan kendimizi işin dışında tutmadan cesaretle görmek ve tartışmak gerek!
mcapar


Katıldı: 10/02/2012 12:00:09
Mesajlar: 13
Çevrimdışı

Bir başka konu da "bilimsel yayın" meselesidir. Bilindiği gibi birçok akademisyen unvanlarını alabilmek için zorunlu olarak hakemli dergilerde yayın yapmak, kongrelere katılmak, kitap hazırlamak zorundadırlar. Bu gereklidir de. Ancak, başka ülkeleri bilmem ama Türkiye'de bunun nasıl yapıldığını çoğu akademisyen bilir. Ya göstermelik hakemli dergiler çıkarılır ya da var olan dergilerden tanıdır birileri bulunmaya çalışılır. Amaç hakemli dergilerde (ulusal ve uluslararası) yayın yapmak olunca ortaya çok tuhaf bilimsel yazılar çıkar! Çoğu üniversitenin dergilerine bakınız veya üniversite dışında yayınlanan ulusal ve uluslararası dergilere: yayınlanan makalelir çoğu, ne yazık ki, ilkörğetim okulu ödevi düzeyindedir. Ama üniversite/dergi memnundur çünkü yayın almış ve dergi çıkarmıştır; yazar memnundur çünkü "bilimsel" bir yayını olmuştur. Zaten bu garip eğitim sisteminde böyle olması da normaldir. Ama bu bile sonunda başarılı olmanın garantisi değildir!
Bir de akademik personel alma sorunu vardır ki acaiptir!
mcapar


Katıldı: 10/02/2012 12:00:09
Mesajlar: 13
Çevrimdışı

Doçentlik sınavını sorgulamak, esas itibariyle baştan sona eğitim-öğretim sistemini/politikasını ve YÖK'ü sorgulamak anlamına gelir ve sorgulanmalıdır. Bu sistem ne yazık ki bilim adamının yeterliliğini belirleme sınavı olmaktan çıkmıştır. Bunu, bugüne kadar bu sınava girmiş birçok kişiden duyabilirsiniz. Belli ve bilimsel bir ölçüt yok; olan da uygulanmıyor! Mesela jüri meselesi: Dileyen jüri üyesi kendi "bilgi birikimine" göre değerlendirme yapabiliyor. Adayı kendisine yakın bulduğunda olumlu yaklaşırken ideolojik olarak uzak bulduğunda engel koyabiliyor. Eserlerini değerlendirirken bilimsel ölçüt yerine "YÖK" ölçütlerini, devlet ölçütlerini, üniversite ve rektör ölçütlerini koyabiliyor. Hatta eserlerinden kendisinin referans alınıp alınmadığına bile bakıp karar verebiliyor! Bir de YÖK'ün ÜAK'ın koyduğu ölçütler var ki içler acısı: Alanlar arası eşitlik yok; sık sık değişen ölçütlerden adaylar ve tabii ki jüridekiler ne yapacaklarını bilmez haldeler. Bilimsel ölçütler yerine jürisel ölçütler ön planda!
eakin


Katıldı: 01/02/2012 14:29:59
Mesajlar: 19
Çevrimdışı

Sayın Asrü,

2011 kasım ayında UAK'tan aldığım resmi yazıya göre 2011 yılında ilan edilen 2012-13 kriterleri yeniden gözden geçiriliyormuş ve bu amaçla ilgili komisyon çalışması sürüyormuş. Çalışma sonucunun kamuoyu ile paylaşılacağı da yine o yazıda yer alıyor. Ancak şubat ortasına gelmiş olmamıza rağmen hala ses çıkmadı. Biz de sabırsızlıkla bekliyoruz çünkü sosyal ve beşeri bilimler alanı yeni kriterlere göre 2011'den oldukça farklı puanlanıyor ve iktisat, işletme ve maliye gibi bazı bölümlerde kriterler oldukça ağırlaştırıldı ve farklılaştırıldı. Bu farklılaşma o kadar çok ve garip ki 2011 yılında puanlanan alan indeksli (2011'de 3 paundı) ve SSCI ve SCI ile alan indekleri dışında yer alan uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan uluslararası çalışmalar (2011'de 2 puandı) 2012 ve 2013 kriterlerinde puanlanmıyor...
Eğer değişiklik konusunda bilgiye ulaşırsam paylaşacağım lütfen bilgisi olanlar da paylaşsın.
mcapar


Katıldı: 10/02/2012 12:00:09
Mesajlar: 13
Çevrimdışı

Doçentlik sınavını şikayet edenleri anlayamıyorum! Bundan daha iyisi nerede olabilir ki? Sınavsız, sorusuz ve sorunsuz bir şekilde kariyer sahibi olmak, bedavadan paye almak bilim adamı adaylarına yakışır mı? Sınav elbette olacaktır. Daha önce bu aşamalardan geçmiş olanlar başarılı olup doçent ve profesör olmuşlardır. Elbette sizden çok daha bilgilii olan profesörler sizi ölçeceklerdir. Yaptığınız çalışmaların bilimsel olduğu nasıl anlaşılacak. Esasen dil sınavı daha da önemsenmeli, 95 puandan aşağısını geçersiz sayılmalıdır. Bu da yetmez bütün doçentlik sınavları İngilizce, Almanca, Fransızca ve başkaca yabancı dillerde yapılmalıdır (jüride görevli profesörler tercüman bulundurmalıdır!). AHCI, SCI ve benzeri yayınların sayısı daha da artırılmalıdır. Her akademik yıl için dört yayın istenmeli, ayrıca yabancı bir dile de çevrilmiş bir kitap (her yıl için) şart koşulmalıdır. Bütün adaylara alanları dışında ortak sorular sorulmalı, farklı olanlar elenmelidir ve bu öneriler bu sayfada yayanlanmalıdır!
 
Forum Dizini » Görüş ve önerileriniz
Git: